alimuratg@yahoo.com
SAVAŞ ATI (War Horse)
Yapım Yılı ve Ülkesi: 2011, ABD yapımı
Türü ve Süresi: Bir at ve bir genç adamın dostluğu odaklı savaş draması, 146 dakika
Gösterim Formatı: 35 mm standart sinema filmi
Perdedeki Resim Oranı: 2.35:1
Ülkemizde Gösterime Sunulan Kopya Sayısı: 38
Seslendirme Dili: İngilizce (Ülkemizde Türkçe altyazılı olarak gösterilmektedir)
Yönetmen: Steven Spielberg
Senaristler: (İngiliz yazar Michael Andrew Bridge Morpurgo'nun aynı adlı romanından uyarlamayla) Lee Hall, Richard Curtis
Görüntü Yönetmeni: Janusz Kaminski
Özgün Müzik Bestecisi: John Williams
Kurgucu: Michael Kahn
Yapım Tasarımcısı: Rick Carter
Sanat Yönetmenleri: Peter Borck (Süpervizör), Domenic Silvestri
Set Dekoratörü: Lee Sandales
Kostüm Tasarımcısı: Joanna Johnston
Oyuncuları: Jeremy Irvine (Albert Narracott), Peter Mullan (Ted Narracott), Emily Watson (Rose Narracott), Niels Arestrup (Büyükbaba), Tom Hiddleston (Yüzbaşı Nicholls), Benedict Cumberbatch (Binbaşı Jamie Stewart), David Thewlis (Lyons), Celine Buckens (Emilie)
İthalatçı Şirket: UIP Film
Dağıtıcı Şirket: UIP Film
İçerik Uyarıları: Hayvan sevgisi üzerine son derece olumlu mesajlar veren ve türler arası dostluğu yücelten hikâyesiyle, genel olarak her yaş grubundan izleyici için uygun bir yapım. Hiçbir cinsellik/çıplaklık içermemektedir. Ancak, savaş şiddeti sergileyen bazı sahneleri ilköğretim çağındaki çocuklar açısından yerine göre hem üzücü, hem de ürkütücü olabileceğinden, 13 yaş altı sinemaseverlerin erişkin bir refakatçiyle birlikte izlemesi daha uygun gözükmektedir.
Ailece izlenebilir mi? / EVET
Filmin Yeni Şafak-Sinema Puanı: (4 yıldız üzerinden) * * * 1/2
Resmî İnternet sitesi ve Fragmanı: www.warhorsemovie.com
Çağdaş Amerikan sinemasının 1946 / Cincinnati-Ohio doğumlu büyük ustalarından Steven Allan Spielberg, adının sinema çevrelerinde yankılanmaya başladığı 1970'lerin ortalarından itibaren, benim de kişisel sinemaseverlik serüvenimde daima ayrıcalıklı bir konumda yer aldı. İlkokul yıllarımdan başlayarak, "Çeneler" (Jaws, 1975), "Üçüncü Kategoriden Yakın Karşılaşmalar" (Close Encounters of the Third Kind, 1978), "Kutsal Hazine Avcıları" (Raiders of Lost Ark, 1981), "Dünya Dışı" (E.T: The Extra-Terrestrial, 1982) gibi her biri sinemaseverlerin ortak belleğinde silinmez izler bırakmış kült filmleriyle büyüdüğüm, sinema sevgimi ve bilgimi kendisinin kılavuzluğunda geliştirdiğim bu sıra dışı adam, yaklaşık bir 15 yıl boyunca "seriyal" adı verilen türün geleneksel kalıplarına sıkı sıkı bağlı serüven filmleri yaptıktan sonra, 1985'deki "Rengi Mor"undan (The Color Purple) itibaren takipçilerinin yaş çıtasını epeyce yükselten yepyeni bir evreye geçecekti. Spielberg, çocuklar ve gençleri gerçek dünyanın sığlığından kopartıp onları düşler evreninde tadına doyulmaz yolculuklara çıkartan çizgi roman tadındaki filmlerinin ardından gelen, ele aldığı hikâyelerle görece daha "ciddi" takıldığı bu dönemde onu uluslararası arenada parlak bir markaya dönüştürmüş "fantazi anlatıcılığı"ndan büsbütün kopmadı gerçi; tam aksine "Kanca" (Hook, 1991), "Jura Çağı Parkı" (Jurassic Park, 1993) ve uzun aralıklarla çektiği üç "Indiana Jones" devam filmiyle bu alanın her zaman en iyisi olarak kalacağını cümle âleme gösterdi. Ancak, biraz da ürettiği sinemanın Oscar gibi ödüllendirme ortamlarında yeterince önemsenmemesine duyduğu naif tepkiyle, anlattığı hikâyelerin beğeni yaşını hissedilir ölçüde büyüttü. Bunun sonucunda ise kendisinden "Daima" (Always, 1989), "Schindler'in Listesi" (Schindler's List, 1993), "Köle Gemisi" (Amistad, 1997), "Er Ryan'ı Kurtarmak" (Saving Private Ryan, 1998), "Yakalayabilirsen Yakala" (Catch Me If You Can, 2002), "Havalimanı" (Terminal, 2004) ve "Münih Saldırısı" (Munich, 2005) gibi içeriğinde savaş ortamının yarattığı trajik yıkımlar, tarihsel ve güncel ırkçılık, örgütlü suç, terörizm gibi erişkin temalarının yer aldığı, ilk anda onun alışılageldik masalsı janrıyla hemen hiç bağlantılı gözükmeyen daha yenilikçi hikâyeler izler olduk. Söz konusu hikâyelerle gerek izleyicileri gerekse sinema sektörünün profesyonellerine "Beni yalnızca çocuklara yönelik fantaziler anlatabilen dar kapsamlı bir Disney yönetmeni olarak yaftalamayın. Benimsediğim bir senaryo olduktan sonra beyazperdede her şeyi anlatabilirim, yeter ki anlattığım hikâyeyle empati kurabileyim" mesajını veren Spielberg, kendisiyle ilgili "çocuk ve gençlik filmleri zenaatkârı" şeklindeki yaygın kanaati revize eden bu çıkışında da büyük ölçüde başarılı olup adını sektörde yeniden konumlandıracaktı.
60'lı yaşlarının ortalarına eriştiği günümüzde artık belli bir türün gediklisi olarak görülmek yerine, ele aldığı her hikâyenin altından rahatça kalkabilen "skalalası geniş bir sinemacı" mertebesine erişmenin keyfini sürüşüne tanık olduğumuz sanatçı, buna karşılık ister yönetmen, isterse de sahibi olduğu Dreamworks şirketinde üstlendiği yapımcılıklar üzerinden her fırsat bulduğunda ilk göz ağrısı "gençlik fantazyaları"na dönmeyi sürdürüyor. 2008'de çektiği dördüncü Indiana Jones serüveni "Kristal Kafatası"yla başta gedikli aktörü Harrison Ford olmak üzere artık hemen hemen emekliliğini ilân etmiş kıdemli bir ekibi yeniden toparlayıp kendisini bugünlere taşıyan gözde türüne görkemli bir geri dönüş gerçekleştirirken, geçen yılın animasyon sinema alanındaki zirvelerinden "Tenten'in Serüvenleri"nde ise kariyeri açısından yeni sayılabilecek bir teknolojik kulvara geçiyordu.
Yaklaşık 70 milyon dolara mâlettiği "Savaş Atı" da sevenleri olarak 40 yıldır alışageldiğimiz Steven Spielberg sinemasının bütün temel elementlerini bünyesinde ziyadesiyle barındıran, seyri oldukça zevkli bir gösteri... Hikâyenin tamamına egemen olan çocuksu bir bakış, savaş atmosferi gibi kaotik ve yıkıcı bir arka fondan bile kör şiddet yerine insanı yüceltecek duygu ve davranışları cımbızla çekip çıkartan yapıcı bir yaklaşım, onca şiddet ve vahşet ikliminin içinde bile sevginin, dostluğun, vefânın, fedakârlığın, dayanışmanın kazanmasını arzulayan saygıya değer bir yönetmen duruşu...
Spielberg, birkaç yıl önce okuyup çok beğendiği ve şirketi adına derhal beyazperde haklarını satın aldığı, İngiliz yazar Michael Morpurgo'ya ait 1982 tarihli "Savaş Atı" romanını sinema kariyerinde yanından hiç ayırmadığı üç kadim dostu, besteci John Williams, görüntü yönetmeni Janusz Kaminski ve kurgucu Michael Kahn'in -onun artık kendilerinden ne istediğini çok iyi bilen- usta işi katkılarıyla nakış işler gibi işleyerek, gerektiğinde insanlardan çok daha vefâkâr davrananan akıllı bir at ("Joey") ve iki büyük dünya savaşı arasında ailesiyle nice badireler atlatmasına, hayat mücadelesi içinde defalarca ayrı düşmelerine karşılık onu hiç unutmayan genç sahibi Albert Narracott arasındaki muazzam sevgi bağını bizlere göz pınarlarımızı sıklıkla harekete geçiren bir senaryo üzerinden anlatıyor. Geride bıraktığı farklı türlerdeki 50'ye yakın filmin kendisine kazandırdığı onca deneyimi de yeni yapıtının her karesine cömertçe yedirerek...
Spielberg, sinemaya "ultra-entel" bir bakışla eğilip gerek kendilerinin, gerekse seslendikleri kitlelerinin beğenilerini alabildiğine sınırlayan belli bir eleştirmen ve sinemasever kitlesinin haddini bilmez küçümsemelerine rağmen, hiç kuşku yok ki, bu sanatın 110 yıllık tarihçesi boyunca onun içinden çıkmış en değerli hikâye anlatıcılarından biri... Nankörlüğü kullar da sevmez Allah da... Hiç büyümemeyi tercih eden bu saçı sakalı ağarmış adamın bize 40 yıl boyunca kâh kahkahalar, kâh gözyaşları, kâh soluk soluğa bir heyecan duygusu eşliğinde yaşattığı onca güzelliği "Altı üstü ticarî bir sinema bu!" gibi nankörce bir yorumla nasıl kesip atabiliriz?
İşte, ben de vefâlı olma iddiasındaki bir sinemasever olarak Steven Usta'ya ilişkin yazılarımda bu hoyratlıktan özenle kaçınıyor ve bana sinemayı sevdirmiş sayılı yönetmenlerden biri olarak kendisine gönül borcumu her fırsatta ödemeye çalışıyorum. Sanatçı, at kahramanımız Joey'in cephedeki patlamalar ve silah sesleri arasındaki o uzun, duygularımızı şahlandıran koşusuyla bir yandan Stanley Kubrick'in 1957 tarihli "Zafer Yolları"nın (Paths of Glory) tahta sığınaklar arasında geçen meşhur planlarına, diğer yandan da Costa Gavras'ın 1981 yapımı "Kayıp"ından (The Missing) hafızalarımıza kazınmış, Şili'nin başkenti Santiago caddelerinde arkasından ateş edilirken başıboş bir şekilde koşturup duran meçhul ata açık bir şekilde selam dururken, hiçbir filminde vazgeçmediği yüksek görsel-estetik kaliteyi de hikâyesinin her karesinde bir kez daha önümüze koyuyor. Yönetmenin meslek hayatı boyunca ilk kez standart bir kesip biçme makinesinde ("Moviola) değil de bilgisayarda dijital olarak kurguladığı bu ilk filmin vitrinindeki güzelim atın, çekilen sahnelerdeki gereksinime göre, birbirine benzeyen tamı tamına 15 ayrı at tarafından canlandırıldığını ise bir başka ilginç teknik not olarak bilginize sunalım. Ayrıca, kitabın yazarı Morpurgo da başlardaki bir aksiyon sahnesinde "Lyons" rolündeki aktör David Thewlis'in hemen arkasında durarak "cameo" yapıyor.
"Savaş Atı", ailece ve büyük bir keyifle izlenebilecek bir zirve dönemi Steven Spielberg filmi... Önceki hafta gösterime çıkan "Düşler Bahçesi"nden hemen sonra, ana teması "yıkmak" değil de "yapmak" olan bir başka değerli filmin daha ülkemizin her geçen gün yakıp yıkmaya gitgide daha fazla meyyal hâle gelen insanlarıyla buluşması ne kadar da hoş oldu! Böylesi pozitif filmlerle karşılaştıkça, sinemanın insanları "aydınlık taraf"a doğru çekip olgunlaştırma kapasitesine yönelik umutlarımı da diri tutmayı sürdürüyorum.
YAYIN TARİHİ: 04.02.2012
Bu haber 219 defa okundu.
<< Önceki || Sonraki >>